Kişisel Gelişim

SABAH KAHVEM

A person holding a coffee cup

Description automatically generated with medium confidence

Sabah sabah oğlunu okula, eşini işe göndermiş ,evi toparlamaya çalışan ,çok uykusu olan ama bir taraftan ayılmaya çalışan ben. Türk kahvesi kokusunu çok seviyorum ancak o benim midemle pek anlaşamadığı için kendisinden de destek alamıyorum maalesef ayılma konusunda. Ama sanırım dün ve daha önceki günlerde olduğu gibi yine kendilerine başvuracağım. E tabi kahve olur da yanında minik bir kurabiye olmaz mı? Bak mayın minik dediğime önce yarısını yedim sonra hepsini yedim hatta diğer bir kurabiyenin de yarısını yedim. Yani 1,5 adet. Sonra kahvemi yudumladım. İçimde oluşan tarifsiz bir rahatlama hissi. Sonra yemek borumda aynı yanma hissi ve peşinen gelen aynı pişmanlık duygusu. Olsun arada bir yapıyorum. Ben de biliyorum zararlı ama bu sabah büyük bir dolunay enerjisi atlattık. Kolay değil üzerimizde dönen bu enerjileri yönetebilmek.. diye suçu hiç gereksiz uydumuza atarmışım 😊

Neyse gelelim bu haz ve pişmanlık konusuna. Şimdi o kurabiyeyi ağzımda çevirmem , kahveyle ıslatıp yutmam 3 saniyemi almamıştır. Ama nasıl uzun geçen bir zaman anlatamam. İşte bu zevk böyle bir zevk. Gerçekten ona çok ihtiyacım vardı. Sabah sabah gözlerimin üzerinde oturan bir adamla birlikte , kurumuş çamaşırları katlıyor, odalarda akşamdan kalmış bardak hatta atıştırma tabaklarını topluyor, sosyal medyası için içerik düşünüyor, fotoğraflar çekmesi gereken, bir yandan ürün üretmesi gereken , bir yandan stok sayım sipariş gibi bambaşka işlere bakması gereken ben. Telefonu elime alıyorum ve her ay tonlarca para verdiğimiz bir türlü çekim gücü oturamamış internetle yine yepyeni bir günde mücadele ediyorum.. 2 telefonum var birini işte kullanıyorum. Birinin kamerası yok, bulanık, fotoğraf çekemiyorum, diğer telefon ise ekranı açana kadar uğraşımı bir ben bilirim bir de evdekiler 😊. Teknolojik aletlerle hayatım boyu uyumlu olamadım hiç sevmiyorum onları, onlarda beni tabi. Ama uyumlu olacağım, onları artık kabul ettim. Ancak bu, telefonum tamamen mahvolmadan yenisini alacağım anlamına gelmiyor. Çevreyi, doğayı çok seviyorum. Bir küçücük çöp bile çöpte yerini alırken iyice düşünülerek atılır acaba gerçekten bu artık çöp mü diye. Neyse sabah sabah böyle negatiflikler başlayınca baktım o işe el atıyorum olmuyor, fotoğraf çekeyim diyorum malzemelerin tozunu alıyorum falan ama o ruh yok.. Dedim ki kendi kendime, hemen git ve o kahveyi yap, belki bu gözlerindeki adamlardan kurtulursun biraz olsun rahatlarsın. Oradan da kurabiyeye bulaştım. Ama bakın o anlattığım dünya neye evrildi; hemen bir zevk enerjisi sardı her yanımı. Bir anda zihnim şükür etmeye başladı. Kahveye, kahveye karar veren aklıma, kurabiyeme, mutfağıma, başımı soktuğum evime, şükretmeyi, teşekkür etmeyi anlayabilmiş zekama, onu hisseden kalbime, katladığım çamaşırların sahibi olan çocuğuma, evdeki akşamdan kalan dağınıklıklarına, koltuklarıma ve düzelttiğim minderlerime. Telefonlarına söylenen ben bir anda ne kadar da zengin olmuştum. Çok zengindim herkes gibi ,her şeyim vardı. Bir çok insana göre de fakirdim . Evi, arabası, eşyaları, giyimi, telefonu her şeyi sıradan biriydim. Yani hiçbir önemi yoktu bu göreceliklerin. Benim görüm önemliydi. Ve ben kendimi dünyanın en zengini olarak görüyordum. Ve hemen arkasından gelen korku enerjisi. Kendini bu güzellikler karşısında borçlu hissetmek. Tamam ben tüm bunlardan, bana bahşedilmiş bu hayattan her şeyden razıyım da bana bunları veren ,sunan da benden razı olacak mı? Ne yapabilirim onu da benden razı kılmak için? Nasıl daha iyi olabilirim hat sınırlarımı aşmadan, dünya dengesini yok saymadan, kendimi bir şeyleri değiştirebilecek güç yanılgılarına sokmadan, kimseye umut vadetmeden? Aslında bu hayat boyu üzerinde çalıştığımız ,çözmeye çalıştığımız bir denge sorusu. Hayat bir denge. Öyle bir denge ki okuldaki matematik problemleri gibi değil. Alıp diğer tarafa koyup eşitlemekle olmuyor. Acaba alabilir misin, diğer tarafa koyabilir misin, buna izin var mı, onu yapacak kişi gerçekten sen misin, başkası olabilir mi….gibi gibi bir sürü had bildiren , hayat boyu devam eden sorular.. Ve sonra kahvem bitti. Elime bir adaçayı aldım , bir de bir kap ve çakmak. Öyle bayılırım ki o adaçayı kokusuna. Ve demin zihnimden geçen tüm sahip olduklarımı elimde bu adaçayı kokusuyla gezip görmek istedim. Kafama işlemek istedim ki her daim aklımda bu güzel kokuyla olsunlar ve ben her daim bunların farkında olup şükredebileyim. Çalışmayan telefonuma ya da telefonlarıma üzülmeyeyim, gitmeyen işime gerilmeyeyim, bozulan dengemi , sağlığımı, zihnimi hep bu haliyle benimle kalıcı olacağını sanmayayım diye.

Sonuç olarak ne kimseye kahve önerebilirim ne kurabiye ne de adaçayı ritüeli. Hepsi birer araç aslında. Hayatı kural gibi tanımlamana birer engeller aslında . Oysaki ne kadar da önemli başlıklar yaşamda değil mi? Doktorlar tartışıyor günde bir fincan kahve yararlı, hayır 3 fincana kadar iyi, hayır hiç faydası yok hatta hormonları bozuyor, iç ama içine Hindistan cevizi yağı koy omega 3 ile almış ol, hatta Hindistan cevizi sütü koy hem mideni koru, hem omega 3 al ve hem de alzaymıra da dur demiş ol bir taraftan 😊. Adaçayı yak enerji temizle, hayır yakma boş işler, istekler için çaba harca ritüellerle olmaz, ritüelle uğraşacağına birkaç dua oku, ne istiyorsan git planla,çabala,azmet ritüelle olmaz bu işler….vs vs.. Yani her zaman bir tarif. Ne kadar yaşayacağımızı bilmediğimiz ama sınırlı olduğunu bildiğimiz şu hayatı keyifle, tadını çıkararak yaşamak bu kadar zor olmasa gerek. Ama bu kadar tarif olursa zor olur elbette. 3 sn lik keyifi yukarda 1 sayfa anlattım hatta daha da yazardım da okuyucuyu sıkmak istemedim. Ama 300 yılık bir yaşam verilmiş olsaydı dahi bu kadar tarifle 3 sn kadar bile keyif alınmaz olurdu herhalde .

Günün devamında evi düzenledim, sosyal medya paylaşım vs görevimi tamamladım , insanlarla sosyal mecrada uyumlu 1-1,5 saat geçirdim , yazı işlerime döndüm eksikleri tamamladım, fotoğraf çekeceğim ürünlerimi belirlemek için önce sayım yaptım ,bir taraftan da çekim yapacağım ürünlerimi belirledim. Peki fotoğraf çektim mi? Hayır yetişmedi akşam için yemek daha önemli 😉 He unutmadan midemi sorarsanız kahveden sonra nedir hali diye, sağ olsun beni öyle güzel şükür enerjilerine aldı götürdü ki görevini yaptı ve içimde hücrelerimden birinde çöp haline getiriliyordur şuan herhalde. Muhtemelen enerjisi bana birkaç gün gidecektir sonra aynı enerjiye ihtiyaç duyarsam onun yerine uçuşan sarı yapraklar eşliğinde yürümeyi, keyifli bir nefes çalışmasını, bir arkadaşımla ya da ailemden biriyle 5 dakikalık telefon konuşmasını falan seçebilirim. Belki de yine kahve seçerim. Bana bağlı , hangisinin verdiği enerjiye daha çok ihtiyacım varsa onu seçeceğim.

Sevgiler,

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *